Kentsel Dönüşüm · 12 Mayıs 2026
Kentsel Dönüşüm · 12 Mayıs 2026
İstanbul, dünya üzerindeki sayılı şehirlerden biri olarak hem Doğu'nun hem de Batı'nın mirasını bünyesinde barındırmaktadır. Bizans surlarından Osmanlı hanlarına, 19. yüzyıl Levanten apartmanlarından Cumhuriyet dönemi yapılarına uzanan bu katmanlı mimari doku, şehrin en büyük zenginliği olduğu kadar en büyük dönüşüm sorununu da oluşturmaktadır.
2012 yılında yürürlüğe giren 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, kentsel dönüşümün yasal zeminini oluşturmuştur. Tarihi alanlarda bu süreç çok daha karmaşık bir hal almaktadır; zira Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın onayı, tescilli yapılarda UNESCO kılavuzlarına uygunluk ve silüet koruma gibi kısıtlamalar devreye girmektedir.
Surlarla çevrili İstanbul'un tarihi yarımadası, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almaktadır. Bu nedenle mimarlar mevcut tescilli yapıları restore ederken ya da yakınlarına yeni binalar tasarlarken son derece hassas davranmak zorundadır.
Boğaz'ın Anadolu yakasındaki Kadıköy, farklı bir dönüşüm dinamiğine sahiptir. 1950'ler ve 1970'lerde inşa edilen apartman stoğunun büyük bölümünün artık deprem yönetmeliklerini karşılamadığı bilinmektedir.
Türkiye'de son on yılda yetişen yeni nesil mimarlar, tarihi dokuya saygı duyan ama çağdaş dili de ustaca kullanan karma bir yaklaşım sergilemektedir. Bağlam odaklı tasarım anlayışı, yapıların çevresindeki binalara "cevap vermesini" gerektirmektedir.
Uzmanlar, İstanbul'daki kentsel dönüşümün sürdürülebilir bir biçimde ilerleyebilmesi için bütüncül bir planlama yaklaşımına ihtiyaç duyulduğunu vurgulamaktadır. Türkiye'nin bu alandaki deneyimi, benzer sorunlarla boğuşan diğer büyük şehirler için de önemli dersler barındırmaktadır.